Anasayfa Yazıyorum Aklıma Geldikçe Bu Web Sitesi Ne Hakkında?

Bu Web Sitesi Ne Hakkında?

yaziyorum

Kaldırımda yorgun ve bıkkın, evlerine dönmek üzere yollara düşmüş insanlar... Yoldan geçenlerin şaşkın, biraz da küçümseyen bakışları... Karşılarına çıktığında ne yapacaklarını bilemedikleri (durup yol mu vermeliler, görmemiş gibi yapıp yollarına devam mı etmeliler), yanlarından geçerken sık aralıklarla nefes alıp veren bir adam.

Çoğunlukla bu görüntülerle karşılaşıyorum, koşuya çıktığım akşamlar ya da sabahlar. Zamanı fark etmiyor, üzerimde dolanan hep “bu da neyin nesi” bakışları. Tüm bunlar, belki de benim içeriden bakan gözümün yanılgısı, bilemiyorum.

Evet, koşuyorum. Yaklaşık 6 yıldır, fırsat bulduğum zamanlarda koşuyorum. Sabah, akşam, çok sıcak olmadığı zamanlarda öğleden sonraları. Koşmaya genellikle oturduğum sokaktan başlayarak sahil yolundaki koşu parkuruna iniyorum. Oturduğum yerden sahile iniş 3 km’lik bir mesafe ve trafiğin (hem insan hem da araç) yoğun olduğu sokaklardan, insanların arasından geçiyorum ve az önce bahsettiğim sahnelerin benzerleriyle her defasında karşılaşıyorum. Sanırım ben zamanla bunlara alıştım ama insanların alışması biraz daha süre alacak.

2004 yılında, Belgrad Ormanı’nda düzenli olarak buluşan ve spor yapan bir arkadaş grubuyla tanışana kadar koşmak benim için sadece yaptığım diğer sporlara ısınmak için bir araçtı (voleybol, futbol vb). Bu nedenle küçüklüğümden beri ilgi duyduğum koşu sporu, her zaman ikinci planda kaldı. 2004 yılında, Belgrad Ormanı’na ilk gidişimle (İstanbul’daki 14. yılımdı ve evet, ilk defa gidiyordum ormana) her şey değişti. O zamandan beri haftada 3-4 gün koşuyorum.

Koşmak deyince, bir çok insanın aklına hayatlarının bir döneminde televizyonda izlemiş oldukları atletizm yarışmaları geliyor sanırım; başlangıç noktasında gergin bir biçimde silah sesini bekleyen, koşmaya başladıklarında hızlarına kameramanın güçlükle yetişebildiği, bitiş çizgisine ulaşmak için insanüstü mücadele veren, ağır çekimde yüz hatlarının her kıvrımını, hareketlerini en ince ayrıntısına kadar görebileceğiniz, neredeyse bir kas yığınından ibaret atletlerin koştuğu yarışmalar... Eğer koşmak deyince zihninizde canlananlar böyle görüntülerse bahsettiğim şey tam olarak bu değil. Yine de nedense konuştuğum insanların “koşuyorum” dediğimde verdikleri ilk tepki bana bunları düşündürtüyor; “ben koşamam”, “çabuk yorulurum”, “bir kere denedim nefesim kesildi” ya da “yalnız başıma canım sıkılır) gibi şeyler söylüyorlar. Şunu en baştan belirteyim: koşmamak için çok çok geçerli (benim için bu bir sağlık sorunu olabilir) bir nedeniniz yoksa, bunların hepsi bahane ya da yeterli bilgiye sahip olmamanın getirdiği aşırı korumacı tedirginlikler. Amacım, burada koşmanın ya da genel anlamda spor yapmanın faziletlerinden bahsetmek değil, sadece çok sık karşılaştığım bu tepkiler hakkındaki düşüncelerimi kısaca belirttikten sonra esas konuya dönmek.

Burada belki de birden fazla defa tekrarlayacağım bir cümleyi hemen başta yazmak doğru olacak:

Çok ciddi bir tıbbi engel yoksa herkes koşabilir, yeter ki insan kendi temposunu ayarlamayı, böylelikle de nefesini kısa sürede tüketmemeyi öğrensin. Bu, hem çabuk yorulmayı engeller hem de koşunun tadını çıkarmaya yardımcı olur.

Dediğim gibi amacım burada sadece koşuyla ilgili “bilgilendirici” bir kitap yazmak değil, bunu konunun uzmanlarına bırakalım. Peki ama bu web sitesi ne hakkında o zaman?

Bu Web Sitesi Ne Hakkında?

Hayatta yapmaktan zevk aldığım şeyleri sıraladığımda, yazmak, müzik dinlemek (ve davul çalmak), koşmak, diğer bazı işlerle birlikte öne çıkıyor. Birbirinden bağımsız görünen bu eylemler hakkında biraz daha detaylı düşündüğümdeyse aralarındaki ilişki şaşırtıcı bir hal alıyor.

Öncelikte bu üç uğraş arasında en uzun süredir tanışık olduğum müzikle ilgili bir kaç şey söylemem gerekli.

Müzik: Kendimi bildim bileli iyi bir müzik dinleyicisiyim, bunu ağabeyime borçlu olduğumu söyleyebilirim. Rock klasiklerinden caza uzanan yelpazede bir çok türde müzikle tanışmamı sağlamıştır. 11 yaşında davul çalmaya başlamamda da onun ektisi büyüktür. Yani, koşmak ve yazmak (kurmaca yazmaktan bahsediyorum elbette burada) öncesinde hayatımda müzik vardı ve çok şükür ki hâlâ daha var.

Yazı: Yazmak, tarihsel olarak baktığımda müzikten sonra gelir. Ortaokul ve lise sıralarında şiir, şarkı sözü ve başarısız iki roman girişimiyle başlayan yazma macerası sonucunda şimdilik 3 öykü kitabı ortaya çıktı, ileride ne olur zaman gösterecek. Son 6 yılda, benim için ağırlıklı olarak “kurmaca” anlamına gelen yazma eylemine bir de kuramsal eleştiri yazıları eklendi. Edebiyat eleştirisi alanında metinler üretmek, en az kurmaca yazmak kadar keyif veren bir uğraş haline geldi benim için.

Koşu: Bir amaç olarak koşmakla daha geç tanıştım. 6 yıldır uzun mesafe koşu yarışmalarına (yarışma derken bir derece iddiasıyla değil, kendimle yarışmak adına) hazırlanıyor ve katılıyorum. Uzun mesafeden kastım da maraton (42.195 km) ve yarı maraton (21 km) yarışları aslında. Bu mesafeler kimine korkutucu geliyor kimine de anlamsız, bunu anlayabiliyorum, çünkü benim de bu mesafelerle ilgili algım koşmaya başladıktan sonra epey farklılaştı, bunun nedenlerine de ileride değineceğim.

Ayrı ayrı keyif verici eylemler olan müzik (dinlemek/yapmak), yazmak ve koşmak bir araya geldiğinde ortaya ilginç bir etkileşim çıkıyor.

İşte bu web sitesi kısaca, hayatta yapmaktan zevk aldığım bu üç eylem hakkında.


 

Son Güncelleme ( Pazar, 20 Haziran 2010 19:56 )