Anasayfa Dinliyorum/Çalıyorum 7PF2P Bir 7pf2p Konseri Daha

Bir 7pf2p Konseri Daha

IMG_0757_300x213

İlginç haller...

Yolculuk güzel başlıyor. İstanbul'dan güneşli bir havada yola çıkıyoruz.

İlk defa konforlu bir araçla deplasmana gidiyoruz. Deri, geniş koltuklar... Daha önceki yolculuklara göre nispeten daha az şamata var. Herkes enerjisini sound-check ve geceye ayırmış durumda.

Bolu'da yediğimiz kötü bir yemeğin ardından akşam üzeri beş gibi DipSahne'ye varıyoruz ve vakit geçirmeden kurulmaya başlıyoruzz. On küsür konser sonra artık biraz daha hızlıyız. Hepimiz süreçte bir şeyler öğrendik. Ben hemen davulu tonluyoum. Akustik tonundan memnun kalınca sound-checkte gerisi ses mühendisimiz Görkem'e kalıyor.

Sound-check...

Daha önceki sound-checklerin aksine mini bir prova şeklinde geçmiyor bu seferki. Daha çok "takılıyoruz". İşini bitiren iniyor fakat sahnede kalanlar bir şeyler çalmaya başladı mı dayanamayarak yeniden sahneye çıkıyor. Ceki'nin yeni klavyesi "Motif"in şahane elektrikli piyano tonları, Hakan'ın yeni 5 telli bası ve Emir'in varlığı bizi 80'lerin pop-caz-progressive havalarına götürüyor. Yaklaşık yarım saat takılıyoruz.

Kulis...

Aslında her konserde bir sürü gariplik/komiklik ve türlü türlü şey geliyor başımıza. Bu konserin odağındaysa kulis var. Konser sonrası Ankara'da konaklamadan İstanbul'a geri döneceğimiz için tüm boş zamanımızı kuliste geçiriyoruz. Sigara yasağının uygulanmadığı tek yer olan kulis bir anda kahve moduna giriyor. Tolga'nın uçağı gecikme yapmazsa 21:30'da Ankara'da olacak. "Bir aksilik olur da konsere yetişemezse" konulu felaket senaryolarının gerçekleşmemesiyle rahatlıyoruz.

Tam can sıkıntısından bahsedecekken, kuliste bazı kostümler gözümüze çarpıyor. Bundan sonrası belki de çok fazla söze gerek bırakmıyor. Eğleniyoruz kısaca.

IMG_0765_225x291IMG_0773_200x300

IMG_0759_215x300IMG_0782_200x300

Konser...

Artık alışkın olduğumuz coşkulu kalabalık. 250 kişi civarında ve şarkıları hep beraber söylüyoruz. Tolga bir ara soruyor "daha önceki konserlerimizde burada olan var mı?" Ben en fazla 20 el sayabiliyorum. Demek yeni insanlar var bu gece aramızda. Ayrı bir keyifle çalıyorum.

Dogs...

Asılsız bir dedikodu var: Sözde "Dogs" şarkısının çalınmasına muhalefet ediyormuşum! Külliyen yalan. Seyirci bis'te Dogs, Dogs diye bağırıyor. Daha doğrusu 1-2 kişi başka bir çok şarkı adı arasında "dogs" diyor. Erhan'la göz göze geliyoruz. "Çalalım diyoruz". Konserin sonu, tüm yorgunluğun çökmesi beklenen bir an olmasına rağmen oldukça enerjik bir "Dogs" oluyor. Ben de bağıra bağıra şarkıyı söylerken buluyorum kendimi.

Konser Sonu...

Normal şartlarda eşyaları toplamamız ve hemen yola çıkmamız gerekiyor. Pek de öyle olmuyor. Yolculuğun, konserin ve daha kim bilir başka ne türlü baskıların üzerimizden kalktığını hissediyor olmalıyız. Bir masanın etrafında oturup saçma sapan, akla ziyan bir sürü şeyden bahsedip biralarımızı içiyoruz. Tabii ki bir Ankara klasiği haline gelen "Purple Rain" çalınca da kendimizden geçerek şarkıya bağıra bağıra eşlik ediyoruz.

Bizi zar zor eşya toplamaya ikna ediyor DibSahne'nin yorgun personeli. Eşyaları yüklüyoruz ve çorbacı... Yorgunluk iyice üzerimize çöküyor. Kelimeler birbirine karışıyor. Hesabın ödenmesinin ardından, arkamızda kimseyi bırakmadan (malum kalabalık bir grubuz) arabaya atlıyoruz.

Yola çıkışımızın onuncu dakikasında içerideki sesler kesiliyor. Karanlık bir Ankara sabahından İstanbul'a doğru yola koyuluyoruz.

Son Güncelleme ( Pazartesi, 26 Ekim 2009 14:58 )