26 Şubat 2014

2 yılda 4.000 km

Düşününce garip geliyor ama aslında değil. 
2 yılda her hafta ortalama 4 gün kar, yağmur, güneş, (çok ateş harici) hastalık demeden koşmuşum. Dün farkettim. 
Neden, nasıl vs soranlar oluyor (nedenlerden biri burada). Bir süre sonra bu hayatın bir parçası haline geliyor. Aslında insan çoğunlukla alışkanlıkların bir fonksiyonu olarak yaşıyor. Sanırım amaç, temel alışkanlıkları farklı alışkanlıklarla kırmak ve bozmak.

20 Şubat 2014

Bazen...

Bazen bir çerçevenin duvarda kalan izidir sadece hatırlanması gereken.

Bir hayat koşarak değişir mi?

6 yıl önce "spor yaparak bağış toplamak" amacıyla 5 arkadaşımla birlikte Adım Adım Oluşumu'nu kurduğumuzda bugünleri hayal etmiştik. Geçen zaman içinde de yukarıdaki sorumuzun cevabın bulduk:
Evet, koşarak bir başkasının hayatına dokunmak mümkün.
Adım Adım ne yapıyor?
Adım Adım, 2007 yılından beri spor aracılığıyla ihtiyaç sahibiSTK'lara kaynak yaratıyor. Benim gibi 1.700 amatör sprorcu son 6 yılda 4.7 milyon TL bağışı sadece spor aracılığıyla ihtiyaç sahibi 26.000 kişiye ulaştırdı. Tüm bunlar 34.000 bireysel ve kurumsal bağışçının katkıları olmadan gerçekleşemezdi elbette.
Yaklaşık 10 yıldır uzun mesafe koşu sporuyla ilgileniyorum. Her sene en az bir yarı maraton bir maraton yarışına katılıyorum. Sıcak, soğuk, yağmur, kar, çamur, her türlü hava şartlarında hazırlandığım yarışlarda kendim için iyi bir şey yaparken hiç tanımadığım insanlara faydamın dokunduğunu bilerek koşmak bana ayrı bir güç veriyor. (326 günlük antrenman maceramın çok hızlı bir haline buradan ulaşabilirsiniz :)
Bu yıl 2 Mart'ta Antalya'da (21.1km) ve sonrasında 16 Mart'ta Barselona'da (42.2km) katılacağım uzun mesafe koşu yarışlarına hazırlanıyorum. Antalya'da Adım Adım koşucularıyla birlikteKoruncuk Vakfı için koşuyorum ve bağış topluyorum. Hedefim Koruncuk Vakfı korumasında olan 5 yaşındaki Melda ve 10 yaşındaki Yağmur'un bir yıllık eğitim ve sağlık masrafı olan 5.600 TL bağışı toplamak ve bu iki kardeşimizin 1 yıllık ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlamak.
Koruncuk ne yapıyor?
Koruncuk, ailesi olmayan veya terk edilmiş, kişisel varlığı tehdit altında olan, ihmal veya istismara uğramış, kötü alışkanlıklara karşı savunmasız bırakılmış çocuklar için ”çocuk köyleri” kuruyor ve onlara güvenli bir yaşam alanı sağlıyor.
Siz ne yapabilirsiniz?
Bireysel ya da kurumsal olarak yapacağınız bağışlarla bana destek olabilir, Melda ve Yağmur'un 1 yıllık eğitim ve sağlık giderlerinin sağlanmasına katkıda bulunabilirsiniz. Bağışın miktarı herkes için farklılık gösterebilir elbette ama önemli olan bir şekilde katkıda bulunmak.
Ayrıca mesajımın çevrenizdekilere ulaşmasını sağlayarak Koruncuk himayesindeki çocuklar hakkında başkalarının da bilgi sahibi olmasını sağlayabilirsiniz.
Nasıl?
Bağışınızı Koruncuk Vakfı'nın aşağıda yer alan banka hesap numaralarına yapabilirsiniz. Bağışlar, doğrudan vakıf hesaplarına aktarılmaktadır. Takip edebilmem için açıklama kısmını aşağıdaki şekilde doldurabilirsiniz. Proje hakkında detaylı bilgi ihtiyacınız için buraya bakabilirsiniz.
İlginiz ve desteğiniz için şimdiden teşekkür ederim.
Sevgiler,
Cem Uçan
Havale/EFT için:
Alıcı: Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı
Banka: Akbank – Gayrettepe Şubesi, Şube Kodu: 287
Hesap No: 192700
IBAN: TR48 0004 6002 8788 8000 1927 00
Açıklama: AA/CUCAN/Adınız Soyadınız
Tek Seferlik Kredi Kartı ile Bağış:
Açıklama: AA/CUCAN/Adınız Soyadınız

5 Aralık 2013

Geçmişi hatırlamak!

18 Ağustos 2011'de bunu yazmışım. Geçmişi hatırlamak zaman zaman iyidir.

Dünya daha da karanlık bir yer olmaya başlıyor

Gitgide daha karanlıklaşıyor dünya, doğru bildiklerinizi unutmaya hazır olun, en derinlere gizlediğinizi düşündüğünüz hırslarınızın, korkularınızın serbest kalacağı günler yakın. Şimdiden hazırlanın, yavaş yavaş bir başkası olmaya...
Artık bilinçdışınızla yaptığınız anlaşmanın sonuna geldiniz.
Hell- Hieronymous Bosch

3 Aralık 2013

Us and Them

Bazen insanın aklına saçma şeyler geliyor.
Genelde insanın aklına saçma şeyler geliyor.
Daha doğrusu genelde insanın aklı saçma şeylere takılıyor.
Bu da onlardan biri:

Pink Floyd'un Us and Them şarkısını bilenler dikkat etmiştir, David Gilmour'un söylediği sözlerin son kelimeleri bir delay efektiyle tekrar edilir. Şarkının son bölümünde "with, without..." diye başlayan sözlerde delay efekti "with" için kullanılırken "without" için kullanılmaz ve son "t" harfi vurgunun tüm ağırlığını taşır. Bunun şarkı içinde belirli bir düzeni var mıdır bilmiyorum ama merak ettiğim konu şu:
Bunu bilerek mi yapmışlardır?

Dediğim gibi, bazen insanın aklına saçma şeyler geliyor.

29 Kasım 2013

Orada kimse var mı?

Bu sesi duyan var mı?
Hâlâ burayı takip eden var mı?
Merak ettim sadece.

10 Ocak 2013

Ses yok!

Başka seslerin peşindeki sessizlik sürüyor.
Ses yok!

16 Nisan 2012

Kısa bir maraton hikâyesi

15 Nisan pazar günü Rotterdam Maratonu'na katıldım.
Yarış öncesi
7 aydır düzenli antrenman yapıyorum. İş hayatının, uyku zamanı hariç, günümün yarısından fazlasına yayıldığı bir dönemde, çoğunlukla uyku ve sevdiklerimle vakit geçirme zamanından fedakarlık yaparak haftada 4 gün antrenman yaptım (tam 95 saat etmiş yarışı da dahil edince). Hedefim Londra Maratonu'ydu fakat bu yıl da kurada şans benden yana değildi. Ben de tam doğum günümde Rotterdam Maratonu için kayıt yaptırdım.
Yaklaşık 8 yıldır uzun mesafe koşu antrenmanları yapıyorum.
İlk defa bu yarış için kendimi çok kastırmadan, süreçten keyif alarak bir hazırlık dönemi geçirdim. Her şey yolunda gidiyor derken mart sonunda dizimde bir sorun oluştu. Doktor, "seni koştururuz, herhalde" dediğinde hem sevindim hem de biraz işkillendim, sondaki "herhalde" işin bir garantisi olmadığını gösteriyordu.




Bardağın her zaman boş kısmını görebilen bir insan olarak tabii ki endişeleniyordum, bu endişenin bir işe yaramadığını da bilmeme rağmen... Sonuçta yarış günü çıkacak ya koşacak ya da koşamayacaktım.
Rotterdam...
Daha iyi bir hayat olasılığının varlığından elbette haberdarım, bilindik turist yanılgılarının da farkındayım, fakat -bardağın boş tarafından bakan birisi olarak- huzursuzluk verici bir umutsuzluk hissettim. Bisiklet yolları, toplu taşıma organizasyonu, trafik düzeni, insanlar... Neyse, belki de hepsi turist yanılgısı...








Yarış
Rotterdam nüfusu 1 mn civarı, kozmopolit bir şehir, genç nüfus çoğunlukta ve müslüman bir belediye başkanı tarafından yönetiliyor.
Nüfusun genç olduğu, yarış boyunca yolun sağında ve solunda dizilmiş, ellerinde pankartlar (çoğunda destek mesajları, isimler vs yer alıyor) 6-7 derecede 5 saat boyunca dikilen teyze ve amcalardan belli oluyor. Bazılarını yarışın farklı noktalarında defalarca görüyorum, bizi takip edebiliyorlar çünkü trafik kapalı ama bisiklet yolları açık!
Yarış benim için tedirgin başlıyor, normal hızımın altında başlıyorum, dizimin durumu ya yarışı bırakmama yol açacak ya da yol boyunca acı çektirecek... Bir süre sonra, az önce bahsettiğim kalabalık ve neredeyse her 5 km'de bir yerleşmiş müzik yapan gruplar dikkatimi dışarı döndürmeyi başarıyor. Dizimin ağrısını unuttuğum noktada yarışı bitirebileceğimi farkediyorum.




5-10-15-20-25-30-35 km'ler boyunca dizimdeki sıkıntı varlığını hatırlatıyor. 22. km'den sonra artık geri saymaya başlıyorum: 20 km kaldı, 19 km kaldı... Çünkü 30. km'de olduğunu düşünmek yerine geride kalan mesafeye odaklanmanın bana daha iyi geldiğini fark ediyorum. 35. km'de yarışı en iyi derecemle bitirebileceğimi düşünerek biraz yavaşlıyorum, bunda sakat olan sol dizime yüklenmemek için ağırlığımı verdiğim sağ dizimin isyanının da rolü var elbette (bir yandan da kendime kızıyorum, "maraton herhangi bir şeyi garantilediğini düşünebileceğin bir süreç değil, her an her şey olabilir".) Kulağımda hayatım boyunca bana eşlik eden Pink Floyd, Marillion, Counting Crows, Rush, Sting (The Police), EST, Elbow gibi gruplar da bana destek oluyorlar, bir kez daha...
37-38. km'lerde biraz enerji ihtiyacım var, çünkü 40'tan sonra, son iki km'yi gülümseyerek koşmak istiyorum :) Yardımıma "you run we banana" yazılı kartonlar taşıyan ve tahmin edileceği gibi muz dağıtan bir gönüllü ekip yetişiyor. Muzu büyük bir mutlulukla tüketiyorum, köşe başında küçük çocuklar bu kez portakal dilimleri uzatıyorlar, onlara da bir beşlik çakıp portakalı da bitiriyorum, son iki km'ye hazırım.
Son iki sorunsuz geçiyor... Yarış başında bizi uğurlayan kalabalık aynen duruyor (4 saattir bekliyorlar). Hemen önümde yol boyunca sürekli alkışlarla, enerji içecekleriyle desteklenen genç bir kadın koşucu var, babası ya da bir yakını son 3-4 km boyunca onun yanında koşarak moral veriyor, yarışı bitirmesi için psikolojik destek sağlıyor. Varış noktasını alkışlarla geçiyorum. Kendi en iyi zamanımı koşuyorum, buraya gelirken yaşadığım süreç yeterince tatmin ediciydi bu da onun yan ödülü oluyor. Organizasyon saat gibi işliyor, ilk adımda madalyamı boynuma geçiriyorlar, bir görevli kadın koşuculara gül hediye ediyor, üçüncü adımda orta yaşın üzerinde amca ve teyzeler rüzgârdan etkilenmeyelim diye sırtımıza beyaz muşambalar geçiriyorlar...




Sonrası...
Maraton sırasında yaşananları, insanın aklına gelenleri kâğıda dökmek çok kolay değil, ortaya tutarlı bir metin çıkarmak da mümkün değil zaten. Bu sürecin içinde olmak, fiziksel ve zihinsel hazırlığı, yolculuğu, yarışı ve sonrasıyla kendiniz hakkında bir çok şeyi yeniden keşfebileceğiniz değerli bir tecrübe sunuyor. Dünden kalan ufak tefek ağrı ve sızılar o anki düşüncelerimi ve duygularımı canlı tutmama yardım ediyorlar...
Şu anda önümde bir gün daha dinlenme zamanı var, sonrasında yeniden ev, iş, ev, iş...